Apaçık Radyo

13 Kasım 1995’te yayına geçen Açık Radyo, İstanbul ve çevresine yayın yapan “bölgesel” bir radyo istasyonu.

Ayrıca, 62 ortaklı bir Anonim Şirket, ama, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar gibi çalışıyor; üç aşağı-beş yukarı eşit pay sahibi 62 ortağı olan bir kolektif. Hissedarların her birinde “ortaklık belgesi” olarak Abidin Dino’nun 1’den 100’e kadar numaralanmış “Tuğralar” serisi litografilerinden biri var. Tuğraların arkasında şu ibare yer alıyor: “Özgür, bağımsız, demokratik, haysiyetli, duyarlı ve sıradışı bir radyo kurma projesine, 1995’te verdiğiniz desteğin Türkiye’de yeni projelere örnek olması dileğiyle…”

Açık Radyo hiçbir çıkar ve sermaye grubuna bağlı değil. Tabiî devlete de. Çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri dışında, hiçbir “ideoloji”ye de bağlı değil. Dolayısıyla, bağımsız. Hatta, büyük para ve güç odaklarının sahipliği altında boğulan bir medya ortamında, Türkiye’nin -ve belki de dünyanın- ender bağımsız yayın organlarından biri olduğu da söylenebilir.

Şiârı:”Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine Açık Radyo*”

*Karasal yayın lisansının RTÜK tarafından iptalinin ardından, 8 Kasım 2024 itibariyle “Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık: Apaçık Radyo” şiârıyla yayına internet mecrasında devam ediyor. 7/24 süren bu yayına Apaçık Radyo’nun web sitesi ve mobil uygulamalarından ulaşmak mümkün. 

Hatta, yeni lisansının 30 yıldır 7/24 süren yayınına ek olarak podcastler ve ses işlerini muhtelif platformlarda dağıtmasına imkân tanımasıyla, her zamankinden Açık olduğu söyleniyor. Yani Radyo artık Apaçık!

…Eğlenemiyoruz!
 
Radyo, televizyon, gazete, dergiler, sıkıcı ve vasatçı. Hepsinden öylesine kuru bir gürültü çıkıyor ki, sonuçta, bir ‘kakofoni’den başka bir şey doğmuyor. Bir anlamda, kitle iletişim araçlarının gerçek bir iletişimsizliğe yol açması gibi bir paradoks söz konusu.
 
Dolayısıyla, yeni bir radyoya ihtiyaç var.
 
Radyo ne işe yarar?
‘Zihin Tiyatrosu’nu kurmaya.
Zeki, duyarlı ve nazik insanları bir araya getirmeye.
100.000 kişilik sürekli bir parti yapmaya.
Olabilecek en direkt teması kurmaya.
‘Sağırlara Program’ yapmaya.
Belli bir fikrî ve kültürel yapısı olan insanların bir arada olacağı bir ‘platform’ sağlamaya.
Bu insanları demokratik, özgür ve kaliteli bir ‘mecra’ çevresinde bir araya getirmeye.
‘Sağduyu’ya dayanan bir odaklaşmaya.
Kısacası nefes alıp, vermeye. ‘Temiz hava’ solumaya.
 
Haysiyetli işler yapmak lazım.
 
Hiçbir çözüm üretmeyeceğimize söz veriyoruz. (Olsa olsa, dünyadaki ‘meraksızlık’ sendromuna, geçici bazı çareler getirmeye çalışabiliriz.) Size bir şey vermek istemiyoruz; mümkün olduğu oranda sizden bir şeyler almak istiyoruz.
 
Çünkü bu, bizim ortak projemizdir.
 
Haziran 1995
 
 
Amaç, Neyi Hedefliyoruz
 
Özel değil, özgür,
Tüm çıkar gruplarından bağımsız,
Ortak çabamızın ürünü,
Gerek kuruluşu, gerek işleyişi, gerekse yayınları açısından demokratik,
Temel insan hak ve özgürlüklerini savunan,
“Görüntünün ardındaki görüntü”yü yakalamayı hedefleyen,
Hayatı ‘birebir’ ölçüde yansıtmaya özen gösteren,
‘Nefes nefese’,
Aynı zamanda, demokratik sivil toplum örgütleri için bir iletişim merkezi işlevi gören,
Kültür ağırlıklı,
Çok kültürlülüğü, kültürler ve kimlikler arası ilişkileri ele alan,
Sıradışı ve özgün bir yayın formatına,
Müzik, haber ve kişilik açısından benzersiz bir ses’e sahip,
Uluslararası kültür aleminin ayrılmaz bir parçası olmayı hedefleyen,
Dünyanın en kaliteli ve heyecan verici mecralarından biri olmak.

Açık Radyo, şimdi ve burada! 


Haziran 1995
 

Açık Site Manifestosu:

Nerden gelip nereye gidiyoruz? Azimetimiz neresi? Giderken nerede duruyoruz? Duruşumuz ne? 

Düşünüp taşınma zamanı galiba. 

Hepimiz için topluca ve herkes için tek tek.


Belki de hiçbir zaman şimdiki kadar düşünüp taşınmaya ihtiyacımız olmamıştı. Herşey buna işaret ediyor gibi. 

Kâinatta uygarlık kurabilecek kadar yüksek zekâ düzeyine sahip olan tek türün, gezegeni, hayatı, ve – tabiî – kendisini de ortadan kaldıracak kadar budala olmadığını ispat etmek için düşünmek. 
Türümüzün biyolojik bir “hata” olmadığını ispat etmek için. 

Özgürlük ve demokrasinin “yalnız kendi başlarına bir değer olmakla kalmayıp, muhtemelen varlığımızın sürdürülmesi için de zorunlu birer unsur olduğunu” ispat etmek için düşünmek. 

İşte böyle bir dönemde bir de Açık Site’miz oldu. 

“Zonk zonk atan” bir yer. 

Açık Site, “hayır ve şer” güçlerinin çarpıştığı bu dünyanın karanlık yüzüne aydınlık bir gözle bakmaya çalışıyor. Ona, “kalem pil”le çalışan küçücük bir el feneri gözüyle de bakabilirsiniz. 

Yeryüzünün tüm karar alıcılarının geleceğe ilişkin hiçbir fikrinin olmadığı bir alacakaranlık kuşağına yol alınırken, kaos’un dip karanlığına tutulmaya çalışılan bir cılız huzme. 

Canlının ilgi alanına giren hemen her konuda geziniyor cılız ışık: 
“Kâinatın tefrikası”, temel hak ve özgürlükler uğrunda verdiğimiz mücadelenin sonsuz tarihi, savaşlarımızın sonsuz tarihi, büyük şirketlerin sonsuz kâr hırsı, ısınan havamız ve suyumuz, globalleşmemiz, öfkelerimiz, açlığımız ve tokluğumuz, ekonomimiz ve buhranlarımız, demokrasi kültürü üzerinden Avrupa’ya doğru yol haritalarımız, en kara deliklere uzanan terör haritalarımız, genom haritalarımız, hastalıklarımız, mucize tedavilerimiz ve börtü böcek, yolluklar, yolsuzlukluklar, yoksulluklar, kadınlar, çocuklar, sübyancılar, medyanın yüceliği ve sefaleti, kürelerin müziği, ve asıl şu: 
“İnsan medeniyetinin onca güzellikleri, yani iki köktenciliğin, iki ideolojik kutbun ötesinde yatan bütün güzellikler: sanatımız, müziğimiz, edebiyatımız…” 

Kendisi küçük ama tutulacak, tutunulacak yeri istendiği kadar büyük olabilecek bir fener bu, Açık Site’miz. 

Ne kadar el, ne kadar ışık? Bunu, hep birlikte göreceğiz.

Kasım 2001

Ekleyen; malicebi